Buyur burdan yak…

Çocuğunuzu yaz okuluna gönderecek misiniz?” konu başlıklı iki A4 kağıdı geldi geçenlerde eve okuldan.
Altlarında da istediğini işaretleyeceğin “evet” veya “hayır” kutucuklarıyla.

Bir hırsla her ikisinin hayır kutucuğuna kalın çarpı attım.

Hırsla?

Aklımdan ilk geçen “yazık çocuklar bu yaşta bütün kış ve bahar okula gitti azıcık da dinlensinler evde yahu” olurken… aynı hızda ikincisi “ben bu iki çocuğu bir evin içinde koca yaz nasıl oyalıycam?” oldu.

Nasıl hakikaten.

Annelik dediğin ikilemde kalmaktan ve ikirciklenmeden ibaret aslında, bak yine kanıtladım.

fotoğraf yine alakaya çay demle cinsinden..

Posted in Genel | 1 Comment

Bir enstanteneyi de sen saklayabilsen keşke evladım, kıymetini aklın almaz….

Eskiden daha bol şimdilerde daha seyrek olsa da bir dolu anı biriktiriyor ve kayıt altına alıyorum onlara. Fotograflar, yazılar, okuldan eve gelen şaherserler(!), görüntüler, sesler…

Kendi ilk 6 yılımı ne kadar zorlarsam zorlayayım hatırlıyamıyor olmama inat mı acaba? Ve onlarında hatırlıyamayacak olabilecekleri ihtimaline karşılık mı acaba?

Halbuki ne göz sulandırıcı duygulandırıcı gelir bana 4 yaşındayken babasının aldığı ilk bisikleti hatırlayabilenler veya babanesiyle gittikleri parkın bir sahnesini akıllarına kazıyabilmiş olanlar. Bir sarılma, bir kelime…

Hani hiç biri olmasa da birlikte büyüdükleri günlerden bir salise…

Hı?

Posted in çocuklar, Genel | 1 Comment

Sorgu hakimi…

Çok fena bir hayatı sorgulama gününe daha hoşgeldin ilkay.
Daha haklarımı bile okuyamadan kendime titredi ellerim havada.
İnceden hizaya sokayım derken toplama çıkarma hesabında kendimi mum duruşu amuda kalkmış buluverdim bir anda.
Noldum nolduk noluyoruzdan, nolucaz kısmına gelince bir telaş kapladı içimi pek fena ama.
Yok yok bana fazla zaman ve düşünmek yaramaz zaten.

Halbuki hayatı sorguydu konu başlığımız, noldu şimdi?

İki tane denklemin içinde karar verme aşamasından ne vakit kendimi yargılar buluverdim? Kesin hükümlerle hem de.

Yaşım 40 değil 50 de olsa geçmeyecek hayallerimin peşinde mi, yoksa yeni yetişip gelen minnakların ufuklarını ışıldatıp parlatmanın derdine mi düşeyim? “Aslında ikisi de bir arada olmaz mı ki” ikilemi mi yaşayayım, yoksa “amaan boş ver koy ver gitsin akıntıya” mı diyeyim? Geç hepsini, olan ve olmayan şeylerden ne zaman kendimi sorumlu tutmaktan vaz geçeyim?

Bitmez bu sorgu ve sorgulama, suçlama ve karar verme aşamaları.

Nice zaman sonra gelen yazıdan sanırım zaten pek şenlikli bir başlangıç beklenmezdi benden.

Ben siz o biz hepimiz hepiniz kalalım sağlıcakla ve aklı selim der daha sempatik yazılarda gürüşmek üzere esenlikler dilerim.

Posted in benden | 1 Comment

Kuş gördüğü yuvayı yaparmış…

Ne zaman benim elimden telefon düşse oğlumun eline yapışıyor.
Ama oyun oynamak için değil…
Sebebi ulvi…
Fotoğraf aşkına hepsi.

Kuş gördüğü yuvayı yapıyor hakikaten… Yok instagrama fotoğraf, yok bloga fotoğraf, yok çocukların albümüne fotoğraf derken geldiğimiz nokta bu işte.

Neyse güzel işler bunlar der kadrajda olduğunuzu belirtir gülümsemenizi tavsiye ederim…

Posted in minik oğuldan seçmeler | 11 Comments

Bir yıl daha mı geçti yani?…

O da artık 3 yaşında.

Ablası 3 olduğunda ne çabuk geçti zaman desem de bu 3 yaş kutlamasında aklımda hep “ne yani sadece 3 yıl mı oldu doğalı?” lafı var.
Sanki oğlum hep vardı ve biz hep 4 kişilik bir aileydik.
Hepi topu 3 yıl geçmiş olamaz daha fazla zamandır bir aradayız.

İyiki doğmuş ve iyiki varlığıyla 4 kılmış bizi.

İyiki.

Posted in Genel | 9 Comments

Sanırım aynı şeye bakıp başka şeyler görüyoruz yaşı itibariyle…

Kimi zaman bana cevap verirken olmadık büyüklükte laflar etse de…
Korktuğunda bile sırf bebek damgası yememek için “korkmadım ki…” diye titrese de…
O daha minicik bir kız çocuğu.

O kadar ki;
Dinazor müzesindeki koca koca fosillerden sonra bile “keşke yaşasalarmış neden soyları tükenmiş ki?” diyecek kadar.
Sonrasında eline verilen boyama kağıdında dinazorların tırnaklarına pempe ojeler sürdüğünü hayal edebilecek kadar.

Posted in Genel | 3 Comments

Haydi yarışmada aileme bir oy vermeye…

Bir ailenin peşine düştüm ki sormayın önce büyükanneyle başladım sonra büyükbaba derken kocaman bir aile oluverdiler.
Nedeni kartopu firmasının düzenlediği örgü yarışması.
Yüreklendiren arkadaşlarım sağolsun.
Heryaptığıma bir dolu tezaruhat eden sizler sağolun.
Çocuklara iki oyuncak yapayım derken iş buralara geldi.

Şimdi yarışmanın oylama kısmında sıra…

Katılıp oy vermek ve hergün yapılan çekilişle hediye kazanmak isterseniz buyrun oylamaya. Önce verilen bağlantıdan facebook girişi ardından bir oy.

Tasarımlar kısmına girip “tasarımcı ara” kısmına ilkay yazarsanız merhaba der benim koca aile size.

Şimdiden teşekkür ediyorlar hatta size.

Posted in Genel | 26 Comments

Büyümek?…

Çok matah birşey di mi büyükmek?
Bir an önce traş olmaya başlamak.
Sözünün dinleneceğine inanmak.
Boyun uzayınca insanlara tepeden tepeden bakmak.
Yaptıklarına ve yapacaklarına hazır bahanen “büyüdüm artıkben” lafını sık ve gönül rahatlığıyla kullanmak.

Ama yok öyle göründüğü kadar kolay değil kuzum büyümek dediğin şey.
Sorumlulukların artacak.
O bile yeter omuzlarındaki ağırlığı arttırmaya.
O bile yeter ara sıra içini sıkmaya, ruhunu daraltmaya.

Bekle…
Bekle ve keyfini çıkar sıfır sorumlulukla ekmek elden su gölden hayatın tadını.

Ayrıca bırak o traş bıçağını elinden, kağıdı sıyrılacak biryerini kesiceksin.
Kime diyorum.

Posted in Genel | 6 Comments

Elleri hala gamzeli oysa…

Bir gözümü kapıyorum ilk konserin de…
Açıyorum yanlış nota basmış “hayır kızım o nota do hayatım bir daha dene”.
Bir daha gözümü kapatıyorum kalabalık bir konserinde bu defa…
Açıyorum “hayır canım o notayı daha uzun çalacaksın bak dörtlük o di mi? hadi bir daha dene”.
Yine gözümü kapatıyorum….

Bu yaşta piyano çalmaya çalışan bir çocuk annesine ne kadar hayal kurduruyor bilseniz.
Ah bir bilseniz.
Onun haberi yok ama hayallerim artık bol notalı.

Posted in anneyim ben, bizim kızın incileri, Genel | 2 Comments

Lezzet / Glisemik indeks çıkmazı…

Kesinlikle bundan 20 yıl önceki alışkanlıklara sahip değilim…
En basiti yeme içme mevzularında bile.
Eskiden olsa hayatta ağzıma sürmem dediğim şeyleri yiyorum şimdilerde ayıla bayıla hem de.

Zevkler değişiyor hayatınızın renkleri değişiyor ihtiyaçlar değişiyor duygular değişiyor.
Farklı hazların peşinde buluyorsunuz kendinizi.
Niyeyse yaşamak için yerken bir bakıyorsunuz yemek için yaşar hale gelivermişsiniz.
Eskiden sadece denize girmek için gittiğiniz yere artık en güzel balık oradaki bilmem ne lokantasında yenir diye gidiyor buluyorsunuz kendinizi.

Eskiden sade ve koyu sevdiğiniz kahveyi bir bakıyorsunuz ki sütlü ve yanında çikolatalı seviyorsunuz.
Makarna salçalı soslu birşeye benzemiyor artık illaki alengirli bir sos lazım içine üstüne de parmesan.
Sade bir kekin ne manası var bir cheesecake olsa da yesek diyorsunuz.
Üniversitede içilen meyve şaraplarından bir bakmışsınız en sevdiğiniz üzümün şarabı sohbetlerinde bulmuşsunuz kendinizi.
Salatalardan en sevdiğiniz çobanın yanına ılık salatalar ve kremalı soslar eklenmiş.

İyi hoş hiç biri kabul edilmeyecek değişiklikler değil.
Hatta hepsi pek bir leziz.
Ama peki bu bünyenin derdi nedir.
Niye bu kabulsüzlük.
Bu yok kardeşim ben oynamıyorum verin misketlerimi havası.
Böyle bir nazenin edayla metabolizmayı durdurması.
Sen git ben gelmiycem senin hazlarının peşinden demesi.
Hı?
Yaş?
İstiap haddi meselesi?

Benden size bir dost tavsiyesi;
Düşün bu hazların peşine düşün de benim gibi şekeriniz peydahlanmasın sonra.
Bir bakmışsınız metabolizmanız durmuş olmasın aman ha.
Kilo alıp da tostoparlak olmayın sonra benim gibi alimallah.
Tiroidinizde nodüller cirit atmasın sakın diyeyim.
Aman ha…
Yaptırı verin bir şeker yüklemesi konuşup doktorunuzla, sonra düşün metabolizmanız ve siz el ele hazlarınızın peşine.

Şimdi sizi en sevdiğim lezzetlerden biriyle başbaşa bırakıp gidip önce ara öğünümü yiyeyim sonra da düşük glisemik indeksli ve üç beyazdan uzak öğle yemeğimi hazırlayayım.
Hadi afiyet olsun size.

Posted in Genel | 6 Comments